
- Kategori: Dram, Romantik, Psikolojik Gerilim
- Yayın Tarihi: 2025
- Oyuncular: Tessa Thompson, Nina Hoss, Nicholas Pinnock, Imogen Poots
- Dil: İngilizce
- Film Süresi: 1 Saat 47 Dakika
- Yönetmen: Nia DaCosta
Hedda: Henrik Ibsen’in “Dertli Prensesi” Nia DaCosta’nın Ellerinde Yeniden Canlanıyor
Eğer hayatınızın çok sıkıcı olduğunu, pazar akşamları gelen o anlamsız iç sıkıntısının sizi bitirdiğini düşünüyorsanız, henüz Hedda Gabler ile tanışmamışsınız demektir. 1891 yılında Henrik Ibsen tarafından yaratılan bu karakter, edebiyat tarihinin “ilk modern trajik kadını” olarak kabul edilir. Ancak 2025 yapımı Hedda filminde, yönetmen Nia DaCosta (kendisini Candyman ve The Marvels filmlerinden hatırlıyoruz) bu klasik hikayeyi alıyor, tozunu siliyor ve üzerimize adeta bir kova dolusu soğuk psikolojik gerilim boşaltıyor.
Başrolünde Marvel evreninin Valkyrie’si olarak tanıdığımız ama aslında dramın her türlüsünde devleşen Tessa Thompson’ın yer aldığı film, izleyiciyi 1 saat 47 dakika boyunca bir odanın içine hapsediyor. Ama merak etmeyin, bu öyle “Aa ne güzel dekorlar varmış” diyeceğiniz bir oda hapsi değil; daha çok “Acaba Hedda şimdi kimi, nasıl parmağında oynatacak?” diye tırnaklarınızı yiyeceğiniz türden bir deneyim.
Konusu: Sıkıntıdan Patlayan Bir Kadın Dünyayı Yakarsa Ne Olur?
Hedda Gabler, general babasının kızı olarak yüksek beklentiler ve aristokrat alışkanlıklarla büyümüş bir kadındır. Ancak hayat bazen size şampanya vaat ederken, önünüze ılık bir musluk suyu koyar. Hedda da tam olarak bu noktada; yeni evlendiği akademisyen kocasıyla sıkıcı bir balayından dönmüş, lüks ama ruhsuz bir eve hapsolmuştur. Mevcut hayatının baskıcı sınırları, toplumun ondan beklediği “uslu eş” rolü ve bir türlü dinmek bilmeyen o varoluşsal sancısı birleşince, Hedda rotayı tek bir yöne kırar: Kontrol.
Film, tek bir gecede geçen olaylar zincirini konu alıyor. Eski sevgilisi ve kayıp aşkı olan dahi ama alkolik yazarın (Eileen Lovborg rolünde muazzam bir Nina Hoss) geri dönmesiyle işler karışıyor. Hedda, bastırılmış özlemlerini ve dile getirilemeyen öfkesini birer silaha dönüştürür. Etrafındaki insanları birer satranç taşı gibi kullanan Hedda, manipülasyonun kitabını baştan yazar. Ancak her satranç oyuncusu gibi, o da hamlelerinin sonuçlarının bir noktada kontrolden çıkacağını hesaba katmak zorundadır.
Oyuncu Kadrosu: Tessa Thompson’ın Görkemli Çöküşü
Filmin başarısının %90’ı oyuncu seçimlerinden geliyor desek abartmış olmayız. Tessa Thompson, Hedda rolünde o kadar tekinsiz, o kadar zeki ve bir o kadar da kırılgan ki, ona hem hayran kalıyor hem de “Uzak olsun benden” diyorsunuz. Thompson, karakterin o meşhur “can sıkıntısını” bir canavara dönüştürme yeteneğine sahip. Yüzündeki en ufak bir seğirme bile birinin hayatının kayacağına işaret ediyor.
Nina Hoss (Eileen Lovborg karakterinin cinsiyet değiştirmiş bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor olabilir mi? İbsen hayranları buraya dikkat!), Hedda’nın zıttı olarak karşımıza çıkıyor. Tutkunun ve gerçek yeteneğin temsilcisi olan Hoss, sahneleriyle filme derinlik katıyor. Nicholas Pinnock ise “Yargıç Brack” karakteriyle, Hedda’nın dişine göre olan tek rakibi olarak harikalar yaratıyor. Aralarındaki o gerilimli güç savaşı, filmin en yüksek tansiyonlu anlarını oluşturuyor. Imogen Poots ise Thea Clifton rolüyle, bu kurtlar sofrasındaki kuzu rolünü başarıyla üstleniyor.
Yönetmen Nia DaCosta: Klasik Metne Modern Bir Dokunuş
Yönetmen ve senarist Nia DaCosta, bu filmi çekmek için adeta yıllarca beklemiş gibi. DaCosta, tiyatro oyunundan uyarlanan yapımların en büyük tuzağı olan “statiklikten” filmi kurtarmayı başarmış. Kamera kullanımı, ışık oyunları ve evin klostrofobik yapısı öyle bir kurgulanmış ki, izleyici olarak o evin tavanı sizin de üzerinize çöküyor gibi hissediyorsunuz.
DaCosta’nın Hedda’sı, sadece kocasına kızan bir kadın değil; ataerkil sisteme, sınıfsal zorunluluklara ve kendi içindeki karanlığa savaş açmış bir figür. Yönetmenin bu feminist alt metni, parmak sallayarak değil, karakterin psikolojik parçalanışını göstererek anlatması filmi daha profesyonel bir seviyeye taşıyor.
Eleştiri: Hedda Bir Kötü Kahraman mı Yoksa Bir Kurban mı?
İşte zurnanın “zırt” dediği yer burası. Hedda filmini izlerken karakterden nefret etmek çok kolay. İnsanların hayatıyla oyun hamuru gibi oynuyor, en değer verdikleri şeyleri (yazmalar, hayaller, onurlar) gözünü kırpmadan ateşe atıyor. Ama biraz daha derine indiğinizde, karşımızda aslında hiçbir çıkış yolu olmayan bir insan görüyorsunuz. Hedda’nın elinde sadece babasının tabancaları ve manipülasyon yeteneği kalmış.
Espirili Bir Yaklaşım: Hedda bugün yaşasaydı, muhtemelen çok takipçili bir Instagram influencer’ı olur ve her gün “Bugün hangi toksik ilişkiyi başlatsak?” diye anket açardı. Ancak 19. yüzyılda (veya filmin geçtiği o zamansız atmosferde) tek eğlencesi, etrafındaki insanların dramından beslenmek. Yani bir nevi “ev tipi şeytan” diyebiliriz. Eğer hayatınızda her şeye karışan, sürekli arkadan iş çeviren bir arkadaşınız varsa, filmi izlerken sık sık onu hatırlayacaksınız. Ama dikkat edin; Hedda’nın yanında o arkadaşınız “iyilik meleği” gibi kalabilir.
Eleştirel açıdan bakıldığında, filmin 1 saat 47 dakikalık süresi oldukça yerinde. Bazı uyarlamalar gibi sakız gibi uzamıyor. Ancak aksiyon bekleyen izleyiciler için uyaralım: Burada patlayan tek şey sinirler ve kalpler. Eğer psikolojik derinlikten ve diyalog odaklı gerilimden hoşlanmıyorsanız, kendinizi bir anda “Ya vursa ya şu tabancayla!” diye bağırırken bulabilirsiniz.
Unutulmaz Replikler ve Filmden Notlar
- Hedda: “Sıkıntıdan ölmektense, bir trajedi yaratmayı tercih ederim. En azından o zaman bir şeyler hissediyorum.”
- Yargıç Brack: “Ah Hedda, her zaman kontrolün sende olduğunu sanıyorsun. Ama kafes altın olsa da hala bir kafestir.”
- Hedda: “Güzellik mi? Güzellik ancak sonu görkemli bir yıkımla biterse anlam kazanır.”
- Eileen: “Sen sevmiyorsun Hedda, sen sadece sahip olamadığın her şeyi yok etmek istiyorsun.”
Hedda İzlenmeli mi?
Kesinlikle evet. Özellikle Tessa Thompson hayranıysanız, onun bu “karanlık ve karizmatik” performansını kaçırmamalısınız. Hedda, sadece bir tiyatro uyarlaması değil; insan doğasının en karanlık köşelerine yapılan bir yolculuk. 2026 yılı itibarıyla klasik eserlerin modern yorumları arasında başı çekecek olan bu film, uzun süre tartışılacak bir finalle noktalanıyor.
Eğer “Bana biraz kaliteli dram, bolca manipülasyon ve bir tutam da imkansız aşk lazım” diyorsanız, Hedda sizin için doğru adres. Ama filmden sonra bir süre kimseyle konuşmak istemeyebilir, etrafınızdaki her şeyi sorgulayabilirsiniz. Bizden söylemesi; tabancalarla oynamak tehlikelidir, özellikle de o tabanca Hedda Gabler’ın elindeyse!



