GerilimKorku

Teksas Katliamı

Teksas Katliamı: Elektrikli Testerenin Senfonisi ve Zorunlu Vejetaryenliğe Geçiş Rehberi

Bazı filmler vardır, izledikten sonra ışıkları açık uyursunuz. Bazı filmler vardır, izledikten sonra tek başınıza tuvalete gidemezsiniz. Bir de Teksas Katliamı (The Texas Chain Saw Massacre) vardır; izledikten sonra barbekü partilerinden, ıssız benzin istasyonlarından ve elinde herhangi bir motorlu alet tutan insanlardan ömür boyu soğursunuz. 1974 yılında Tobe Hooper tarafından çekilen ve bütçesizliğin yaratıcılıkla birleştiği bu başyapıt, 2015 yılında restore edilmiş haliyle tekrar vizyon yüzü görmüş ve yeni nesle “gerçek korku nedir” dersi vermiştir.Eğer korku sinemasını sadece “aniden ekrana fırlayan yaratıklar” (jumpscare) sanıyorsanız, bu film size bir bardak soğuk su (ya da benzin) ikram etmeye hazır. Çünkü Teksas Katliamı, kan ve vahşetten ziyade, atmosferi, sıcağı ve tekinsizliği iliklerinize kadar hissettiren, sinirlerinizi testereyle doğrayan bir psikolojik harp. Hazırsanız, Teksas’ın o boğucu sıcağına ve Sawyer ailesinin hiç de misafirperver olmayan sofrasına konuk oluyoruz.


Yapım Künyesi: Bu Delilik Kimin Eseri?

  • Kategori: Korku, Gerilim, Slasher
  • Orijinal Yayın Tarihi: 1974 (Restore Edilmiş Vizyon: 3 Nisan 2015)
  • Oyuncular: Marilyn Burns, Allen Danziger, Paul A. Partain, Gunnar Hansen (Leatherface)
  • Dil: İngilizce
  • Film Süresi: 1 Saat 23 Dakika
  • Yönetmen: Tobe Hooper
  • Senarist: Tobe Hooper, Kim Henkel

Filmin Konusu: Gençler, O Yola Girmeyin!

Hikayemiz, korku filmlerinin değişmez kuralı olan “bir grup gencin minibüse doluşup tekinsiz yerlere gitmesi” klişesiyle başlıyor. Ama durun, bu bir klişe değil, çünkü bu film o klişeyi icat eden film! Sally (Marilyn Burns), tekerlekli sandalyedeki sürekli şikayet eden kardeşi Franklin (Paul A. Partain) ve arkadaşları Jerry, Kirk ve Pam; dedelerinin mezarını kontrol etmek için Teksas’ın kırsalına doğru yola çıkarlar. Amaçları masumdur; biraz nostalji, biraz tatil.

Yolculuk sırasında arabalarına aldıkları tuhaf, konuşması bozuk ve kendi elini kesmekten zevk alan otostopçu, “Geri dönün” sinyalini çaksa da bizim gençlerimiz Amerikan rüyasının verdiği özgüvenle yola devam ederler. Yakıtları biter (tabii ki biter), eski bir eve yardım istemeye giderler (gitmez olaydılar). Ve işte o an, sinema tarihinin en korkunç yüzü, insan derisinden yapılmış maskesi ve elindeki devasa elektrikli testeresiyle Leatherface (Deri Surat) sahneye çıkar. Bundan sonrası, hayatta kalma mücadelesi değil, adeta bir kasap dükkanı envanter sayımıdır.

Karakterler ve Oyunculuklar: Çığlıkların Kraliçesi ve Dırdırcı Franklin

Marilyn Burns (Sally Hardesty)

Marilyn Burns, bu filmdeki performansıyla “Scream Queen” (Çığlık Kraliçesi) kavramının hakkını sonuna kadar veriyor. Filmin son 20 dakikasında aralıksız çığlık atabilmesi, akciğer kapasitesinin olimpik yüzücülerle yarışabileceğinin kanıtı. Onun gözlerindeki o saf dehşet, rol yapmaktan öte, setteki zorlu koşulların getirdiği gerçek bir cinnet hali gibi.

Paul A. Partain (Franklin)

Sinema tarihinin belki de en sinir bozucu karakterlerinden biri. Franklin’i izlerken “Leatherface gelmese bile ben bu çocuğu sustururum” diyebilirsiniz. Sürekli sızlanması, mızmızlanması aslında filmin gerilimini tırmandıran en önemli unsur. Seyirciyi o kadar geriyor ki, şiddet başladığında bir nevi rahatlama (katarsis) hissediyorsunuz. Tobe Hooper’ın dehası da burada saklı.

Leatherface (Gunnar Hansen)

O bir kötü adam değil, o sadece ailesini korumaya çalışan, biraz iri kıyım, maske takmayı seven ve iletişim sorunları olan bir “çocuk”. Gunnar Hansen, yüzü görünmeden, sadece vücut diliyle (ve o meşhur testere dansıyla) ikonik bir karakter yarattı. Leatherface’in takım elbise giyip akşam yemeğine oturması, filmin kara mizah ve delilik dozunu arşa çıkaran detaylardan.

Yönetmen Tobe Hooper ve Çekim Teknikleri

Tobe Hooper, bu filmi çekerken aslında bir belgesel havası yaratmak istemiş. Grenli görüntüler, garip açılar, güneşin yakıcı etkisi… Film o kadar “kirli” ve gerçekçi duruyor ki, izlerken Teksas’ın sıcağını ve o evdeki çürümüş et kokusunu burnunuzda hissediyorsunuz.

Hooper’ın en büyük başarısı, vahşeti “gösteriyormuş gibi yapıp” aslında göstermemesidir. Evet, yanlış duymadınız. Filmde oluk oluk kan akmaz. Kancaya asılma sahnesinde bile kan görmeyiz, ama zihnimiz o boşlukları öyle bir doldurur ki, gördüğümüzü sanırız. Bu, modern korku filmlerinin unuttuğu bir sanattır.

Eleştirel Bakış: Neden Bir Başyapıt?

Teksas Katliamı’nı sadece bir “kesme-biçme” filmi olarak görmek, Mona Lisa’ya “eli yüzü düzgün bir kadın resmi” demekle eşdeğerdir. Bu film, Amerikan taşrasındaki ekonomik çöküşün, ailenin (çarpık da olsa) kutsallığının ve 1970’lerin politik huzursuzluğunun bir yansımasıdır.

Akşam yemeği sahnesi (The Dinner Scene), sinema tarihinin en rahatsız edici sekanslarından biridir. Büyükbabanın o çekici tutmaya çalıştığı anlar, Sally’nin gözbebeklerine yapılan zoom çekimler, kahkahalarla çığlıkların birbirine karışması… İzleyiciye “Delilik bulaşıcıdır” mesajını verir. Restore edilmiş 2015 versiyonu ise, filmin o puslu yapısını bozmadan ses ve görüntü kalitesini artırarak testere sesinin kulaklarımızdaki pasını siliyor (veya kulak zarımızı deliyor).

Unutulmaz Replikler (Veya Çığlıklar)

Otostopçu: “Benim ailem hep et işindeydi.” (Vizyon sahibi bir girişimci!)

Franklin: “Dedem sığırların, kesimhanede kafalarına balyozla vurularak öldürüldüğünü söylerdi. Balyozu en iyi kullanan da kendisiymiş.” (Spoiler veriyor haberi yok.)

Drayton Sawyer (Baba): “Küçük zevklerin olmadığı bir hayatın ne anlamı var?” (Adam haklı beyler, dağılın.)

Gerçek Bir Hikaye mi? Ed Gein Gerçeği

Filmin en büyük pazarlama hilesi “Gerçek bir olaydan esinlenilmiştir” ibaresidir. Tam olarak Teksas’ta bir elektrikli testere katliamı yaşanmadı. Ancak karakter, Wisconsin’li seri katil ve mezar soyguncusu Ed Gein‘den esinlenildi. Ed Gein de insan derisinden maskeler ve ev eşyaları yapıyordu. Yani evet, gerçeklik payı var ve bu, filmi daha da ürkütücü kılıyor.

İzlemeden Önce İki Kere Düşünün

Teksas Katliamı, 41 yıl sonra (artık 50 yılı devirdi) bile hala etkileyici, hala rahatsız edici ve hala komik derecede absürt. Eğer modern korku filmlerinin “Cee!” diyen efektlerinden sıkıldıysanız ve iliklerinize kadar işleyen bir terör deneyimi arıyorsanız, bu klasiği kaçırmayın. Ama size tavsiyemiz; filmi izlerken yanınızda yemek yemeyin, özellikle de et!

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu