AksiyonDramGerilim

The Death of Robin Hood

 Ormanların Kralı Bu Kez Gerçekten Yorgun!

  • Kategori: Dram, Aksiyon, Gerilim (Ve biraz da “hayat beni neden yoruyorsun” temalı hüzün)
  • Yayın Tarihi: 2026 (Vizyon hazırlıkları tam gaz devam ediyor!)
  • Oyuncular: Hugh Jackman, Jodie Comer, Bill Skarsgård, Murray Bartlett, Noah Jupe
  • Dil: İngilizce
  • Film Süresi: Yaklaşık 115 Dakika
  • Yönetmen: Michael Sarnoski

Ormanların Kralı Emekli mi Oluyor? Sherwood’da Hüzünlü Bir Veda

Hepimiz Robin Hood’u biliriz. Hani şu yeşil tayt giyen, neşeli neşeli ıslık çalarak zenginden alıp fakire veren, okunu attı mı sineğin gözünü vuran o yakışıklı abi. Hollywood sağ olsun, her on yılda bir karşımıza yeni bir Robin Hood çıkardı; bazen Kevin Costner oldu, bazen Russell Crowe’un sert mizacıyla karşılaştık, bazen de Taron Egerton ile “gençlik aşısı” denedik. Ancak The Death of Robin Hood, tüm bu bildiğiniz “neşeli adamlar” konseptini alıp Sherwood Ormanı’nın en derin, en karanlık ve en çamurlu köşesine gömüyor.

Michael Sarnoski’nin yönetmen koltuğunda oturduğu bu film, bize “Robin Hood aslında kimdi?” sorusunu değil, “Robin Hood bunca cinayetten sonra geceleri nasıl uyuyordu?” sorusunu sorduruyor. Eğer beklentiniz Disney vari bir macera ise, yanlış ormana girdiniz demektir. Bu filmde neşe yok, bolca vicdan azabı ve Hugh Jackman’ın muazzam sakalları var.

Konusu: Taytlar Gitti, Travmalar Geldi

Filmin konusu, efsanenin bittiği yerden, yani “son”dan başlıyor. Artık yaşlanmış, hayatı boyunca işlediği suçların ve döktüğü kanların ağırlığı altında ezilmiş bir Robin Hood (Hugh Jackman) ile karşılaşıyoruz. Robin, son bir savaşta ağır yaralanmış ve artık ölümü bekleyen, hayattan bezmiş bir adamdır. Ancak kader (veya senaristin yaratıcılığı), onu gizemli bir kadının (Jodie Comer) ellerine bırakır.

Bu kadın, Robin’e sadece yaralarını sarmayı değil, ruhunu da kurtarma şansını sunar. Ama öyle “hadi gel bir çay içelim, her şey geçer” tarzı bir kurtuluş değil bu. Robin, geçmişteki “kahraman” imajının aslında bir yalandan, bir propaganda aracından ibaret olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundadır. Film, Robin Hood efsanesini bir “suçlu kefareti” hikayesine dönüştürerek, karakteri epik bir kahramandan, hatalarıyla kavrulan bir insana indirgiyor.

Yönetmen Koltuğunda Bir Hüzün Ustası: Michael Sarnoski

Filmin yönetmeni Michael Sarnoski’yi, Nicolas Cage’in “domuzumu geri verin” diye dünyayı inlettiği o muazzam Pig filminden tanıyoruz. Sarnoski, sessizliğin ve melankolinin yönetmeni. Aksiyon sahnelerinde bile bir hüzün, bir “keşke bunlar hiç olmasaydı” havası var.

Sarnoski bu filmde Robin Hood’u bir savaş makinesi olarak değil, “yaşayan bir hayalet” olarak resmediyor. Yönetmenin vizyonu, 13. yüzyıl İngiltere’sini pırıl pırıl bir masal diyarı gibi değil, çamurun, soğuğun ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü bir bataklık gibi yansıtmak. A24’ün bu projeyi kapmış olması tesadüf değil; tam da onların sevdiği türden, ana akıma orta parmak çıkaran, derinlemesine karakter odaklı bir iş.


Kadro Şampiyonlar Ligi Gibi: Hugh Jackman ve Diğerleri

Eğer bir filme Hugh Jackman’ı koyuyorsanız, o filmde mutlaka bir “acı çeken adam” performansı alırsınız. Jackman, bu filmde adeta Logan’ın Orta Çağ versiyonuna hayat veriyor.

Hugh Jackman: Pençelerden Yay ve Oka Geçiş

Jackman’ı en son sarı-mavi kostümüyle Wolverine olarak izleyip eğlenmiştik ama burada durum çok farklı. Aktör, Robin Hood karakterine öyle bir yorgunluk katmış ki, izlerken sizin de eklemleriniz ağrıyabilir. Jackman, Robin’in “halk kahramanı” etiketinden tiksinen, aslında bir katil olduğunu kabul eden o karanlık ruh halini muazzam bir başarıyla taşıyor. Ok atarken bile omuzlarındaki yükü hissedebiliyorsunuz.

Jodie Comer ve Bill Skarsgård Faktörü

Jodie Comer, Robin’e kurtuluş yolunu gösteren o gizemli kadın rolünde. Comer’ın ekran ışığı zaten tartışılmaz; burada da hem şefkatli hem de “neyin peşinde olduğu belli olmayan” o tekinsiz havayı çok iyi veriyor. Sarnoski’nin açıklamalarına göre Comer, Robin’e hayatın başka bir yönünü hatırlatan, onun vahşiliğini törpüleyen bir denge unsuru.

Ve gelelim Bill Skarsgård’a… Kendisi bu filmde Little John (Küçük John) karakterine hayat veriyor. Ama bu bildiğimiz “koca yürekli, sadık dost” Little John değil. Daha çok Robin’in şiddet dolu geçmişinin bir yansıması, onun yetiştirdiği “çocuk askerlerin” büyümüş ve hırslanmış hali. Skarsgård’ın o kendine has, her an birini ısırabilirmiş gibi duran tekinsiz karizması, bu karanlık Little John versiyonuna cuk oturmuş.


Eleştirel Bir Bakış: Gerçekten Bir Robin Hood Filmine Daha İhtiyacımız Var mıydı?

Dürüst olalım, duyuruyu ilk duyduğumuzda hepimiz “Yine mi Robin Hood? Cidden mi?” dedik. Ama The Death of Robin Hood fragmanı yayınlandığından beri eleştirmenler kalemlerini sivriltmeye başladı bile. Film, aksiyondan ziyade felsefeye ve karakter psikolojisine odaklanıyor.

A24 Dokunuşu ve “Gritty” Modası

Film, A24’ün o meşhur “sanatsal ama gerim gerim geren” atmosferine sahip. Eğer The Northman veya The Green Knight gibi filmleri sevdiyseniz, bu film sizin için bir şölen olacak. Ancak “oklar havada uçuşsun, kaleler feth edilsin” diyorsanız, film sizi biraz bayabilir. Çünkü bu filmde düşmanlar şövalyeler değil, Robin’in kendi zihnindeki canavarlar.

Espirili bir dille söylemek gerekirse: Robin Hood bu filmde zenginden alıp fakire vermek yerine, zenginden aldığı canların hesabını veriyor. Sherwood Ormanı ise artık bir saklanma yeri değil, bir açık hava psikiyatrist kliniği gibi.

Teknik Detaylar ve Atmosfer

Film 35mm formatında çekildi. Bu ne demek? Görüntülerin o dijital pürüzsüzlükten uzak, daha çiğ, daha gerçekçi ve daha “tozlu” olması demek. Michael Sarnoski, oyuncularını buz gibi soğukta, gerçek çamurların içine sokarak o perişanlık hissini iliklerimize kadar işlemeyi hedeflemiş. Hugh Jackman’ın gerçekten üşüdüğünü görmek, seyirci olarak bizim de battaniyeye sarılma ihtiyacı hissetmemize neden oluyor.


Filmden Unutulmaz Replikler

  • Robin Hood: “Ben bir canavarım. Ben kanun kaçağı Robin Hood’um. Hakkımda anlatılan o masalları kim uydurdu?”

  • Gizemli Kadın (Jodie Comer): “İnsanlar inanmak için bir kahramana ihtiyaç duyar Robin, senin gerçekten kim olduğunla kimse ilgilenmez.”

  • Robin Hood: “Kaç kişiyi öldürdüğümü hatırlamıyorum bile… Ama hepsinin gözlerini hatırlıyorum.”

  • Little John (Bill Skarsgård): “Bize katil olmayı sen öğrettin usta. Şimdi neden aziz gibi davranıyorsun?”

 Efsaneye Gerçekçi Bir Veda

The Death of Robin Hood, sadece bir aksiyon filmi değil; bir pişmanlık senfonisi. Hugh Jackman’ın devleşen oyunculuğu, Sarnoski’nin melankolik vizyonu ve A24’ün cesaretiyle birleşince, karşımıza son yılların en özgün “yeniden çevrim” projelerinden biri çıkıyor. Eğer kahramanların sadece parlamadığını, bazen de paslandığını görmek istiyorsanız, bu filmi kaçırmayın.

Ama uyarıyoruz: Filmden çıktıktan sonra bir süre yeşil renkli kıyafetler giymek veya pikniğe gitmek istemeyebilirsiniz. Sherwood artık o kadar da “neşeli” bir yer değil.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu