Bir Adam Yaratmak

- Kategori: Dram, Psikolojik Gerilim, Biyografik Uyarlama
- Yayın Tarihi: 1 Mayıs 2026
- Oyuncular: Engin Altan Düzyatan, Altan Erkekli, Serpil Tamur, Deniz Barut, Hakan Meriçliler
- Dil: Türkçe
- Film Süresi: 110-120 Dakika
- Yönetmen: Murat Çeri
Bir Adam Yaratmak: Kaderle Dans, Delilikle Vals
Sinema dünyasında bazı filmler vardır, izler geçersiniz. Bazıları vardır, izler gülersiniz. Bir de “Bir Adam Yaratmak” gibi filmler vardır ki; izledikten sonra boşluğa bakarak hayatı sorgularsınız. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in 1937 yılında kaleme aldığı ve Türk tiyatrosunun “Hamlet”i olarak kabul edilen bu eser, sonunda hak ettiği prodüksiyonla sinemaya uyarlanıyor.
Yönetmen Murat Çeri, “Bir Düş Gördüm” filminden tanıdığımız o şiirsel anlatımını, bu sefer insanın en karanlık dehlizlerine, “yaratma” cüretine ve kaderin sillesine çeviriyor. TME Films dağıtımıyla vizyona girecek olan yapım, sadece bir film değil, aynı zamanda felsefi bir meydan okuma. Mısırınızı alın diyeceğim ama bu filmde mısır boğazınıza dizilebilir, o yüzden yanınıza sadece mendil ve bolca “idrak” alın.
Konusu: Yazdığın Oyun Kaderin Olursa…
Hikayemiz, Husrev (Engin Altan Düzyatan) adında, dahi ama bir o kadar da tekinsiz sularda yüzen bir tiyatro yazarını konu alıyor. Husrev, “Ölüm Korkusu” isimli bir oyun yazar. Oyunun konusu, babasının kendini incir ağacına asarak intihar etmesi ve bu travmanın ailenin diğer üyelerine sirayet etmesidir.
Ancak işler, oyun sahnelendikten sonra sarpa sarar. Husrev’in sahnede kurguladığı o karanlık dünya, bir anda gerçek hayatına sızmaya başlar. “Ben yazdım, ben yönettim” dediği kader, ona “Dur bakalım aslanım, o kalem senin elinde ama mürekkebi kim koyuyor?” dercesine oyunlar oynamaya başlar.
Husrev, yarattığı eserin kurbanı olmaya başladıkça, akıl sağlığı ile delilik arasındaki o ince çizgide cambazlık yapmaya başlar. Babasının kaderini mi yaşamaktadır, yoksa kendi yazdığı senaryonun içinde hapsolmuş bir karakter midir? Olaylar geliştikçe Husrev, “Yaratmak Allah’a mahsustur” gerçeğiyle yüzleşirken, “Bir adam yaratma” iddiasının altında ezilmeye başlar. Film, sadece bir adamın delirişini değil, bir entelektüelin varoluşsal çöküşünü anlatıyor. Yani anlayacağınız, olay sadece “üzücü bir dram” değil, “beyin yakan bir metafizik gerilim.”
Oyuncular ve Karakter Analizi: Kılıçtan Kaleme Geçiş
Bu filmin en büyük kozu, şüphesiz oyuncu kadrosu. Tiyatro sahnesinde devleşen bu metni beyaz perdeye taşımak her babayiğidin harcı değildir.
Engin Altan Düzyatan (Husrev)
Yıllarca “Diriliş Ertuğrul” olarak at sırtında izlediğimiz, kılıç sallayan Engin Altan Düzyatan, bu sefer en büyük savaşı kendi zihniyle veriyor. Husrev karakteri, Türk edebiyatının oynaması en zor karakterlerinden biridir. Sürekli bir iç ses, sürekli bir hezeyan ve yüksek tansiyon gerektirir. Düzyatan’ın, Husrev’in o kibirli duruşundan, “Ben ne yaptım?” diyen çaresizliğine geçişini izlemek, oyunculuk kariyerinin zirvesi olabilir. Fragmanlardan (ve sızan set fotolarından) gördüğümüz kadarıyla, o delici bakışlar bu sefer düşmana değil, aynadaki kendisine yönelmiş durumda.
Altan Erkekli (Mansur)
Usta oyuncu Altan Erkekli, filmde muhtemelen gazete patronu veya ailenin sağduyulu dostu Mansur karakterine hayat veriyor. Husrev’in deliliğini dengeleyen, “Oğlum yapma, etme, gel bir çay içelim” diyen o babacan ama endişeli figür. Erkekli’nin ses tonu bile insanı sakinleştirmeye yeterken, bu filmdeki dram yükünü nasıl sırtlayacağını merakla bekliyoruz.
Serpil Tamur (Ulviye)
Hala Kurtlar Vadisi‘nin “Nazife Anne”si olarak kalbimizde taht kuran Serpil Tamur, Husrev’in annesi Ulviye rolünde. Oğlunun gözlerinin önünde eriyip gidişini, kocasının kaderini oğlunun da yaşamasından korkan bir annenin çaresizliğini, Tamur’dan daha iyi kim oynayabilir? Mendilleri hazırlayın, Serpil Hanım ağlarsa tüm salon ağlar.
Yönetmen Murat Çeri’nin Vizyonu: Tiyatro mu Sinema mı?
Tiyatro oyunlarını sinemaya uyarlamak risklidir. Genelde izleyiciye “Keşke tiyatroda izleseydim, bu ne böyle oda tiyatrosu gibi” dedirtme riski vardır. Ancak Murat Çeri, görsel dili çok güçlü bir yönetmen. “Bir Adam Yaratmak”ı sadece diyaloglara boğulmuş bir film olarak değil, Husrev’in zihnindeki o kaosu görselleştiren bir atmosfer filmi olarak kurguluyor.
Gölge oyunları, aynalar, daralan mekanlar ve tekinsiz incir ağacı metaforları… Çeri’nin, Necip Fazıl’ın “Çile”sini estetik bir dille harmanlayarak, izleyiciyi klostrofobik ama bir o kadar da büyüleyici bir dünyaya davet etmesi bekleniyor. Filmde 1930’ların İstanbul atmosferini, o dönemin kıyafetlerini ve köşk hayatını da (sanat yönetimi sağ olsun) iliklerimize kadar hissedeceğiz.
Kategori ve Derinlik: Sadece Dram Değil, Metafizik Bir Yolculuk
Bu filmi “Dram” deyip geçmek haksızlık olur.
-
Psikolojik Gerilim: Husrev deliriyor mu yoksa gerçekleri mi görüyor?
-
Felsefi: “Kader”, “İrade”, “Ölüm” kavramları havada uçuşuyor.
-
Dönem Filmi: Cumhuriyet dönemi entelektüel bunalımları.
Bir Adam Yaratmak Eleştirisi ve Beklentiler
Henüz 1 Mayıs 2026 gelmedi ama beklentiler arşa değmiş durumda.
Artıları:
-
Kaynak Metin: Necip Fazıl’ın bu eseri bir başyapıttır. Senaryo sağlam yerden geliyor. Diyalogların gücü tartışılmaz.
-
Oyunculuk Şovu: Engin Altan Düzyatan’ın “Ben sadece aksiyon adamı değilim” deme şansı. Ve kadrodaki diğer ustalar…
-
Yerli Felsefe: Amerikan sinemasının “ben kimim” sorgulamalarından sıkılanlar için, bizim toprakların irfanıyla yoğrulmuş bir sorgulama.
Olası Riskler:
-
Ağırlık: Film, popüler kültür izleyicisine (TikTok nesli diyelim) biraz “ağır” gelebilir. Hızlı kurgu, patlama, çatlama yok. Bol bol aforizma var.
-
Teatral Hava: Eğer sinematografi iyi ayarlanmazsa, film sahnede çekilmiş gibi durabilir. Murat Çeri’nin en büyük sınavı bu olacak.
Espirili Bir Yorum: Filme gitmeden önce mutlaka uykunuzu alın ve kafanızın dinç olduğundan emin olun. Sevgilinizle “Hadi romantik bir film izleyelim” diye giderseniz, çıkışta birbirinize “Acaba biz gerçekten sevgili miyiz yoksa bu bir simülasyon mu?” diye sorabilirsiniz. Mısır yerine sakinleştirici bitki çayı tavsiyemizdir. Ayrıca filmden sonra incir ağaçlarına biraz mesafeli yaklaşmanız muhtemel.
Unutulmaz Olası Replikler
(Orijinal eserden filme aktarılması muhtemel ikonik sözler)
Husrev: “Ben ne yaptım? Bir hududu zorladım… Kendimin dışına çıkmak isterken, kendime rastgeldim.”
Husrev: “Meşhur bir adam… Hani şu, herkesin bildiği, fakat hiç kimsenin, hatta kendisinin bile tanımadığı bir adam…”
Husrev: “Ölümün, her an ‘Hadi!’ demesini bekliyorum. O gelmeden ben gidiyorum.”
Ulviye (Anne): “Oğlum, sen babanın kaderinden kaçıyorsun ama kaçtığın yer, yine babanın kaderi.”
Husrev: “Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı; elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı!” (Bu şiiri filmde duymak tüyleri diken diken edecektir).



